Tarihi eserlerde restorasyon, taşınmaz veya taşınır kültür varlıklarının özgün niteliklerini koruyarak bozulmalarını durdurmayı ve yapısal bütünlüklerini sürdürülebilir kılmayı hedefleyen multidisipliner bir müdahale sürecidir. Uluslararası kabul gören Venedik Tüzüğü (1964) ilkeleri doğrultunda yürütülen restorasyon uygulamaları; eserin tarihi, estetik ve malzeme dokusuna zarar vermeden gerçekleştirilmek zorundadır. Koruma literatüründe ve bilimsel makalelerde vurgulandığı üzere, restorasyonun temelini “minimum müdahale” ve “geri alınabilirlik” prensipleri oluşturur. Uygulama öncesinde fizyokimyasal analizler, petrografik incelemeler ve X-ışını kırınımı (XRD) gibi bilimsel yöntemlerle malzemenin bozulma türleri (Tuz kristalleşmesi, biyolojik bozulma, strüktürel çatlaklar) tespit edilir ve eserin dönemine ait yapım teknikleri belgelenir.
Restorasyon süreci; temizleme, sağlamlaştırma (konsolidasyon), bütünleme (reintegrasyon) ve koruyucu önlemler olmak üzere aşamalı olarak gerçekleştirilir. Temizleme aşamasında, eserin yüzeyindeki birikintiler mekanik veya hassas lazer teknikleriyle giderilir; sağlamlaştırma aşamasında ise taşıyıcı dokusunu kaybetmiş gereçler uygun etken maddelerle güçlendirilir. Eksik parçaların tamamlanması sürecinde (anastilosis), özgün malzeme ile yeni eklenen malzemenin ayrıştırılabilir olması akademik ve etik standartların bir gereğidir. Akademik çalışmalar, müdahalelerin eserin orijinal harç ve taş yapısıyla kimyasal ile mekanik uyum sağlaması gerektiğini, aksi halde uyumsuz sentetik malzemelerin nem ve gerilme farkları nedeniyle tarihi dokuda geri döndürülemez tahribatlara yol açtığını göstermektedir.