Tarihi eserlerin korunmasında ve alan yönetiminde temel bir analitik aşama olan restitüsyon; zaman içinde değişime uğramış, tahrip olmuş ya da kısmen yok olmuş bir kültür varlığının ilk tasarımı veya belirli bir dönemindeki özgün durumunun bilimsel yöntemlerle grafiksel olarak yeniden kurgulanması işlemidir. Uluslararası Venedik Tüzüğü (1964) ve Koruma Yüksek Kurulu ilkeleri uyarınca restitüsyon, doğrudan fiziksel bir uygulama olmayıp, restorasyon müdahalesine altlık oluşturan hipotetik ve belgesel bir projelendirme sürecidir. Süreç, yapının mevcut durumunu hassas ölçeklerle kayda geçiren rölöve verilerinin analiziyle başlar; yapının yapım dönemi, geçirdiği nitelikli/niteliksiz müdahaleler ve kronolojik değişim evreleri bu aşamada tespit edilir.

Çalışmanın bilimsel meşruiyeti, öznel tahminlere değil tamamen somut veri kaynaklarına dayanmasından gelir. Bu kapsamda araştırmacılar; bina üzerindeki malzeme ve yapım tekniği izlerini, derz ve sıva kalıntılarını, yapının içinde yer aldığı döneme ait arşiv belgelerini, gravürleri, seyahatnameleri ve eski fotoğrafları metodolojik olarak inceler. Doğrudan veri bulunmayan alanlarda ise sanat tarihi ve mimarlık tarihi metodolojisine bağlı kalınarak, aynı döneme, coğrafyaya ve ustaya ait tipolojik benzerlik gösteren emsal yapılardan (analoji) yararlanılır. Elde edilen tüm bulgular sentezlenerek yapının evrelerini gösteren plan, kesit, cephe çizimleri veya 3D dijital/fiziksel modeller üretilir.

Restitüsyon projelerinin hazırlanmasındaki temel ilkelerden biri, belgelenebilen gerçeklikler ile analojik varsayımların çizim üzerinde grafik olarak net bir biçimde ayrıştırılmasıdır. Bu yaklaşım, tarihi yapının özgün değerini çarpıtmadan aktarmayı ve gelecekteki olası müdahalelere tarafsız, bilimsel bir altlık sağlamayı amaçlar. Bilimsel yayınlarda ve literatürde sıklıkla vurgulandığı üzere restitüsyon; eserin tarihsel belgesel değerine müdahale etmeden, yapısal kurgunun ve estetik bütünlüğün akademik düzeyde anlaşılmasını sağlayan teorik bir reconstructio (yeniden kurma) sürecidir.